Planlamada ilkesel olarak; yaya öncelikli ve erişim mesafelerinin göz önünde bulundurulduğu, gridal planlama yerine organik dokunun benimsendiği, kütle ebatları ve yükseklikleri ile yeknesaklıktan uzak bir silüet düzeninin hedeflendiği, farklı plan tipleri ve mimari öğeler ile çeşitlilikten kaynaklı zenginliğin önemsendiği, tünel kalıp sistemi yerine, konvansiyonel sistemin tercih edildiği, kent merkezinden uzak olması nedeniyle ihtiyacı karşılayacak çeşitli donatıların ve bir caminin tasarlanan mahallenin merkezinde olduğu ve mantolama sistemi yerine yapısal elemanlar ile kalıcı çözümlerin geliştirildiği bir konut yerleşimi hedeflenmiştir.
2014 sonrası TOKİ’nin az katlı yerleşim modellerine geçiş söylemine paralel olarak başladığımız bu çalışmada, alışılageldik sosyal konut üretimindeki “tünel-kalıp” sistem ile çözülmüş tip projeler yerine konvansiyonel sistemlerin verdiği elastikiyet ve farklı plan tiplerinin bir araya gelişi ile kazanılan çeşitliliği kullanılarak TOKİ için radikal denilebilecek bir yaklaşım ortaya konulmuştur.
Proje alanının düze yakın eğimde bir arazi üzerinde yer alıyor oluşu, mevcut imar planındaki emsal ve yükseklik kısıtlarının yalnız azami değerler üzerinden kurgulanıyor olması ve bunlara bağlı olarak aynı kat adedine sahip kütlelerin oluşturacağı tekdüzelik bir sorun olarak görülmüştür. Plan tadilatı ardından iki, üç ve dört katlı olmak üzere tasarlanan yapılar ile siluet zenginleştirilmiş ve yeni bir mahalle çekirdeği kurgusu oluşturulmuştur.
Modern toplu konut yerleşimlerinde artık kanıksanan ve genellikle topoğrafyaya rağmen “patates baskı” yerleşim düzenine alternatif arayışları barındıran tasarım yaklaşımı; plan çeşitliliği ile de desteklenmiştir. Yine mevcut yapı stoğunun dahi mahkûm edildiği mantolama çözümleri yerine, yapısal unsurlar ile aynı yalıtım gerekliliklerini sağlayan kalıcı mimari çözümler tercih edilmiş, bu sayede bakım masrafları ve sürdürülebilirlik adına uzun ömürlü çözümlere gidilmiştir.
Günümüzde mimari, imar planlarıyla bütün boyutları sınırlandırılmış kitleleri tasarlamaya indirgenmiştir. Oysaki; yapıları insanla buluşturan fiziki çevrenin çok katmanlı ve çok boyutlu olduğuna inanıyoruz. Özellikle yoğun şehirlerde yapı ölçeklerinin büyümesiyle birlikte yapıyı insani ölçekle buluşturan kotlar, kademelenmeler, duvarlar ve benzeri yardımcı yapısal unsurları -ki bu unsurlar şehrin hafızası demektir- tasarımın temel ögesi olarak görmekteyiz. Sonuç olarak, insanın kurduğu fiziki çevrede tüm canlı hayatını gözetme bilinci insandadır. Dolayısıyla mimar; insanın çevre bilincini ve farkındalığını sürekli diri tutacak düzeyde çevresini kurmakla yükümlüdür.